Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Takvim yapraklarının suçu olmasa da, 2020 yılının uğursuzluğuna hepimiz inanmış durumdayız. 2021’i sabırsızlıkla bekliyoruz. Peki, takvimin yıl hanesindeki rakamlar değiştiğinde her şey düzelecek mi? Tabi ki hayır!
Takvim yapraklarının suçu olmasa da, 2020 yılının uğursuzluğuna hepimiz inanmış durumdayız. 2021’i sabırsızlıkla bekliyoruz. Peki, takvimin yıl hanesindeki rakamlar değiştiğinde her şey düzelecek mi? Tabi ki hayır!
Aralık 2019’da Çin’de başlayan ve Mart 2020’de ülkemize de adım atan Covid19 salgını ile mücadele etmeye devam ediyoruz. Ne yazık ki bu mücadele, istediğimiz gibi devam etmiyor. Covid19 hasta sayısında Avrupa’da birinci, dünyada beşinci sıradayız. Hayat eve sığar uygulamasında tüm şehirlerimiz kırmızıya boyandı. Salgının artış hızının yavaşlatılması için kısmi bir takım önlemler alındı ancak bilim insanlarının söylediği kadarıyla alınan önlemler yetersiz.
2020’nin tek olumsuz yanı salgın hastalık değil. 2020 başından bu yana yaşadığımız depremler; Kayseri ve İzmir depremleri, göçük altında kalan canlarımız ve ne yazık ki ekonomideki kötüye gidiş. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Euro on lira sınırını gördü, dolar rekor üstüne rekor kırdı. Enflasyon, işsizlik ve faiz yükselişe geçti.
Salgın hastalıkla mücadele kapsamında Mart 2020’den bu yana alınan tedbirlere ekonomideki kötü gidişat da eklenince, süreçten en olumsuz etkilenen kesimlerin başına ne yazık ki esnafımız yerleşti. Özellikle kahvehane, kıraathane, lokanta, restoran, kafe, internet kafe ve spor salonu işletmecileri salgın hastalık sürecinin tartışmasız mağduru oldular. Düğünlerin iptali veya ertelenmesi, bu sektörden geçimini sağlayan esnaflarımızı zora soktu. Müzisyenler, fotoğrafçılar ve organizasyon şirketleri doğrudan iş kaybına uğradı. Düğüncülere hizmet veren mobilya ve benzeri sektörler daralma yaşadı. Berberler, kuaförler uzun süre kapalı kaldı. Turizm zaten sezonu zararla kapattı. Dövizde kırılan olumsuz rekorlar, artan döviz kurları nedeniyle yükselen maliyetler, üretimin azalması ve faizlerdeki artış esnafımızın yaşadığı sıkıntıların tuzu biberi oldu.
Salgın hastalıkla mücadelede daha etkili tedbirler almamız gerekiyor. Ancak alınacak her tedbirin de acı faturası var. Elbette ortaya çıkacak acı faturayı devletimiz yüklenmeli, vatandaşını mağdur etmemeli. Tedbir almakta geciktiğimiz her geçen gün bizim aleyhimize işliyor. Süreç aleyhe işlerken gerekli adımların atılamamasından anlıyoruz ki; devletimizin acı faturayı ödeyecek gücü maalesef yok!
Esnafımız, ekonomimizin can damarıdır. Esnafın güçlü olmadığı bir ekonomi ayakta duramaz. Bu bilinçle hareket edilmeli, salgın hastalık ile mücadele sürecinde iş yeri kapanan, süreçten zarar gören her esnafımız karşılıksız şekilde desteklenmelidir. Düşük faizli kredi paketleri ile esnafı borçlandırmak çözüm değildir. Hiçbir destek ve yardım açıklanmadan iş yerlerini kapatmak, esnafı ve çalışanlarını açlığa mahkûm etmektir. Devletin görevi vatandaşını aç bırakmak değil, tok tutmaktır.
Bu zorlu süreçte biz vatandaşlara da önemli bir görev düşüyor; TV kanallarında ve internette dönen tüketim çılgınlığı ve indirim reklamlarına kanmayın, LÜTFEN ALIŞVERİŞLERİNİZİ İNTERNETTEN DEĞİL KAPI KOMŞUNUZ, AKRABANIZ VE ARKADAŞINIZ OLAN YEREL ESNAFLARIMIZDAN YAPIN.!