ÇEŞMELERİMİZ | Soma Olay GazetesiSoma Olay Gazetesi

24 Şubat 2021 - 22:42
Sercan Okur

okursercan@hotmail.com

Sercan Okur

ÇEŞMELERİMİZ

Su…

İki hidrojen ve bir oksijen atomunun kokusuz ve tatsız bileşimi…

Yaşamın kaynağı, hayatın, sonsuzluğun ve bereketin sembolü…

İnsan vücudunun yüzde altmışı…

beylikdüzü eskort

ÇEŞMELERİMİZ
Son Güncelleme :

04 Şubat 2021 - 10:05

Su…

İki hidrojen ve bir oksijen atomunun kokusuz ve tatsız bileşimi…

Yaşamın kaynağı, hayatın, sonsuzluğun ve bereketin sembolü…

İnsan vücudunun yüzde altmışı…

Canlı varlığının temeli olan su, ilk çağlardan günümüze tüm insan kültürlerinde “rahmet” yani tanrının yardımı olarak kabul edilmiş. Gökten düşen damlaların doğayı şenlendirdiğini gözlemleyen âdemoğlu, yağmurun yağmadığı zamanlarda ellerini göğe açıp dualar etmiş. Toprağa ekilen fidanlar can suyu ile filizlenmiş. Toprak ve insan, su ile hayat bulmuş, tabiat su ile canlılık kazanmış.

Türk kültüründe de önemli bir yere sahip olan su; Kutadgu Bilig’de “Kara toprak, mavi su birbirine yaraştı; ortada binlerce çiçek gülerek açıldı.” ifadesi ile bereket olarak sembolize edilmiş. Bereketi her yana yaymak isteyen Uygur Türkleri, “kariz” adını verdikleri yer altı su kanalları ile sızıntı ve buharlaşma olmadan uçsuz bucaksız çölleri sulamış. Orta Asya’dan batıya göç eden Türk boyları, “kariz” isimli kanalları Anadolu’da da inşa etmiş.

Osmanlı döneminde şehirler çeşmeler ile donatılmış. Çınarlı çeşme başı şehirlerin ticaret, eğlence ve dinlence merkezi haline gelmiş. Hayır, yapmak isteyen de, ölmüşlerinin adını yaşatmak isteyen de çeşme inşa etmiş. Çeşmeler, özellikle köy ve mahalle kadınlarının sosyalleşme alanı olmuş. Bir taraftan evin su ihtiyacı karşılanırken cemiyetteki en son havadisler çeşme başında alınmış. Hurafeler, rivayetler, destanlar kulaktan kulağa çeşme başından yayılmış. Konu komşuyla çeşme başında dertleşilmiş. Çeşme başı toplumda kaynaşmaya vesile olmuş. Genç kızlar burada görücüye çıkmış, yavuklusuna, sevdiğine; mektup, mendil bırakmak gibi âdetler buralarda yaşatılmış.

Annem ve babamın öğretmen olması nedeniyle Soma’ya 1989 yılında taşındık. Henüz dokuz yaşındaydım. İlkokula köyde başlamış bir çocuk olarak Soma benim için içinde kaybolmamam gereken kocaman bir şehirdi. Alışmakta zorlandığımı daha dün gibi hatırlıyorum. Yaşadığımız köy ile Soma arasındaki tek benzerliği çeşmeler üzerinden kurmuştum. Tıpkı geldiğimiz köy gibi Soma’da da çeşmeler vardı ve o çeşmeler Soma’ya alışmamı bir nebze olsun kolaylaştırdı.

Evimize en yakın çeşme Ulupınar çeşmesiydi. Mahalle arkadaşlarım ile uzun bisiklet turlarımızı Ulupınar’da sonlandırır, kan ter içinde kalmış halimizle doyasıya su içer, bisikletlerimizi yıkar, ulu çınarın altında serinlerdik. Ortaokula başladığımızda okul yolumuzda uzamıştı. Atatürk Caddesini boylu boyunca yürüyüp Beş yola ulaşır, elinde fener tutan madenci heykelinin sırt çevirdiği çeşmede ellerimizi ıslatır, ergenlik hallerinden olsa gerek bozulmasından korktuğumuz saçlarımıza son bir kez şekil verir, yakışıklılığımızdan emin olduktan sonra Linyit Lisesine doğru devam ederdik.

Evimizdeki musluklardan akan su içilebiliyordu o zamanlar. Ağzımızda buruk bir tat bırakan musluk suyunu içmek istemediğimizde babam ile birlikte Darkale’nin yolunu tutardık. Köyün meydanında yer alan caminin altındaki kırk oluğun suyu öyle tatlı gelirdi ki; karnımız çatlayıncaya kadar içer, içerken de olukları sayar ama hiçbir zaman kırk sayısını bulamazdık. Beyaz Renomuzun bagajına doldurduğumuz içi kırk oluk suyu dolu şişeler ile evimize dönerken kıpırdayacak halimiz kalmazdı.

Bazı arkadaşlarım vardı; cennet çeşmesinin orada otururlardı. Adını çok duyardım. Neden cennet çeşmesi diye sorar ama soruma cevap alamazdım. Aradan yıllar geçti ama ben merakımı hala gideremedim. Merakımı giderebilecek varsa, dinlemeye canı gönülden hazırım.

Unutulmaz piknik anılarımızın mekânsal kahramanı da her zaman çeşme başı olurdu. Azot çamlığındaki çeşme başı, en kolay ulaşabildiğimiz piknik yeriydi mesela. Kırkağaç çamına gittiğimizde de çeşme yakınlarını tercih ederdik. Günü birlik deniz sefalarımızda da çeşmeye yakın olmak hayat kurtarırdı. Çocukluğu atlatıp menzili uzattığınızda, bazen kafa dinleme bazen de kafa çekme mekânı olur çeşme başları. Tıpkı maden yolundaki manzara zengini çeşmeler gibi.

Çeşmelerden konu açıp da köy çeşmelerinden bahsetmemek olur mu? Köy meydanına hayat veren çeşmeler bazı köylere adını da verir; mesela Ularca çeşmesi gibi. Ularca köyü adını, köyün güney batısında bulunan ve çevresinde beş ulu çınar ağacının bulunduğu Ularca çeşmesinden almıştır. O tarihi çeşmedir ki, “Ala İsmail Efe” gibi bir kahramana şahitlik etmiştir.

Çocukluğumun çeşmeleri bugün ne yazık ki kurumuş durumda. Su ve çeşme kültürü ile yoğrulmuş bir milletin, suyuna sahip çıkamaması ve çeşmelerini kurutması ne acıdır değil mi? Gelişigüzel vurulan sondajlar ve yer altı sularının kontrolsüz kullanımı kaynaklarımızı tüketince, köylerimizin depoları dahi tankerler ile dolmaya başladı. Belediyelerimiz suyu kazanç kapısı olarak görüyor. Temel ihtiyacımız olan suya zam üstüne zam yapılırken, yapılan zamlar ile elde edilen kazanç suyun biriktirilmesi için kullanılmıyor. Su hayattır diyoruz ama suya hakkını vermiyoruz. Kuruttuğumuz her çeşme sonun başlangıcı. Şapkamızı önümüze koyup düşünmenin vakti gelmedi mi?

 

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.