Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu


Senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini Yüksel Aksu’nun üstlendiği, 2005 yapımı “Dondurmam Gaymak” filmini izlemişsinizdir. Filimde yerel ve küçük bir dondurmacı olan Ali Usta’nın, küresel dondurma markaları ile mücadelesi komik bir dille anlatılır. Ali Usta, mücadelesinde haklıdır. Küresel markaların başta kendi mesleği olmak üzere birçok yerel meslek ve lezzeti yok etmeye başladığını görmüştür.
Sıcak yaz günlerinde severek tükettiğimiz dondurmanın tarihi çok eskilere dayanır. Eski dillerde “karsambaç” da denilen dondurmanın Persler tarafından geliştirildiği sanılmaktadır. Persler dağların yüksek yamaçlarında kazılan çukurlarda toplanan karların; kaymak, bal, şurup, şerbet, çeşitli baharatlar ve diğer tatlandırıcılarla harmanlanması sonucunda dondurma elde etmişlerdir.
Ödemiş’e gidenler “kar helvasının” tadına bakmıştır. Ödemiş’in meşhur kar helvası, Beydağ ve Bozdağ’ın zirvesinde, kuyularda biriktirilen karlar ile yaratılan, yöresel bir lezzettir. Buzdolabının henüz kullanılmadığı yıllarda, Anadolu insanı kış mevsiminde yağan karı özel kuyularda biriktirmiş, bu sayede yazın sıcak günlerinde hem buz ihtiyacını karşılamış, hem de kara karıştırdığı bal, pekmez ve çeşitli meyveler ile damağını serinletmiştir.
Yazın sıcak ve bunaltıcı geçtiği yörelerde buzlu yiyecekler ve dondurma favori tatlı halini almıştır. Bu favori lezzetlerden birisi olan Darkale dondurması, günümüzden yaklaşık 60 yıl önce Feyzullah ve Mustafa Kurum kardeşler tarafından Darkale Köyünde yapılmıştır. Süt ve salep kullanılarak imal edilen Darkale dondurması, Darkale’nin kar kuyularında biriktirilen karlar vasıtası ile soğutulmuş, önce köy halkının sonra da Soma ve yöresinin beğenisine sunulmuştur.
Çarşı Cami altında bulunan dükkânlarında dondurma satışına başlayan Kurum kardeşler, dondurmalarının lezzetini başta Soma’nın köyleri olmak üzere Kınık ve Kırkağaç’a kadar da ulaştırmışlardır. Ailenin ikinci kuşak mensubu olan Mehmet Kurum, babasının ve amcasının hikâyesini şöyle anlatıyor; “…ilk başlarda dondurucu yok, yapılan dondurma kar kullanılarak soğutuluyor. Köyün üst yanlarına kar biriktirmek maksadıyla kuyular açılıyor, kışın biriktirilen karlar yazın merkepler ile taşınıyor. İlk dükkânımız Çarşı Cami altındaydı, sadece dükkânda değil seyyar olarak da dondurma satıyorduk. Seyyar satışlarda dondurmayı satacağımız yerde yapardık. Yaptığımız dondurma da katkı maddesi kullanmıyoruz, süt ve doğal salep kullanıyoruz. Bu yüzden dondurmamız çok lezzetli…”
Çocukluğumda hatırlarım, önce Pazar Pazarında alışverişimizi yapar, Mustafa Kurum’un dükkânında dondurmamızı yer eve dönerken de “İşte Berber Şefik’in” makası ile saç tıraşımızı olurduk. O zamanlar saç modelimiz hep alabrosdu…
Ne yazık ki Darkale dondurması, sahip olduğu lezzetin hak ettiği üne kavuşamamış. Bugün Kurum ailesi, Darkale dondurmasının tadını, Beşyol’da yer alan pastanelerinde devam ettiriyor, küresel dondurma markalarına karşı bir nevi direniyor.
Küresel gıda firmaları, dünyanın dört bir yanına aynı dondurmayı satıyor. Üstelik satılan dondurmanın içerisinde katkı maddesi ve gıda boyası dolu, sütü süt değil, kakaosu kakao değil. Raf ömrü uzasın diye gıdalarımıza karıştırılan kimyasallar hepimizi gizliden gizliye kanser ederken, yöresel tatlarımız ve bu tatları yaratan ustalarımız bir bir yok oluyor. Bugün Soma’nın meşhur helvası ve sucuklu lokumu da üç-beş ailenin elinde, onlar helva yapmayı bırakırsa, geleneksel lezzetimiz yok olacak. Tıpkı leblebisi ile meşhur Soma’da leblebi üreten ustanın kalmaması gibi.
Küresel lezzetlere karşı yöresel tatlarımızdan vazgeçmeyelim. Nerede bir “meşhur lezzet” tabelası görsek duralım, tadına bakalım. Yöresel zenginliklerimizi yaşatıp kültürümüze sahip çıkalım. Meşhur Darkale dondurmamızın tadına bakın, pişman olmayacaksınız…