Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Kolon kanseri dünyada ve ülkemizde en sık görülen 3. kanser türü. Üstelik tüm dünyada genç yaşta kolon kanseri görülme sıklığı da artıyor. Yapılan istatistiklerde, 1992-2014 yılları arasında, 20-49 yaş arasındaki yaş grubunda kanser olgularının her yıl yüzde 1-2 oranında artış gösterdiği saptanmış. Günümüzde genç yaşta daha sık görülmesinde yüzde 35 oranla genetik faktörler rol oynuyor. Ayrıca beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve diğer çevresel faktörlerin de bu artışta etkili olduğu belirtilirken, başka olasılıklar da halen araştırılıyor. Kolon kanserinin en önemli özelliği ise sinsi bir hastalık olması. Kanserin başlangıç evresinde veya kanser öncesi lezyonlar olan poliplerin varlığında genellikle hiçbir belirti vermiyor. Bu nedenle de hastaların en az dörtte birinde ancak ileri aşamada tanı konulabiliyor. Aslında kalın bağırsak kanseri önlenebilir bir kanser türü. Bunun için yaşam alışkanlıklarımıza dikkat etmek ve kolonoskopi yaptırmak yeterli geliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Nesliar Eser Kutsal,1-31 Mart Dünya Kolon Kanseri Farkındalık Ayı ve 3 Mart Dünya Kolon Kanseri Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kolon kanserinden korunmanın 6 yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Bu taramaları mutlaka yaptırın
Kolon kanserinin en önemli özelliği büyük oranda önlenebilir bir kanser türü olması. Bu amaçla, dışkıda gizli kan testi ve kolonoskopi yaptırmayı asla ihmal etmeyin. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Nesliar Eser Kutsal hiçbir yakınması olmasa bile 50 yaşından itibaren her bireyin bu taramaları mutlaka yaptırması gerektiğine dikkat çekerek şu bilgileri veriyor: “Risk faktörüne sahip kişilerin ise daha erken yaptırmaları gerekiyor. Örneğin ailede kolon kanseri varsa, aile bireyleri hastanın kanser tanısı alma yaşından 10 sene öncesinde taranmaya başlanmalı. Dışkıda gizli kan taraması her yıl, kolonoskopi ise bir öncekinin sonucuna göre değişen sürelerde yapılıyor. Her iki yöntemin yapılmasındaki amaç kanser gelişmeden, riskli poliplerin saptanarak çıkarılması veya gelişmekte olan kanseri erken saptayabilmek. Üstelik hastalığın önlenmesinde çok önemli bir yöntem olan kolonoskopi sanıldığı gibi zor ve ağrılı bir işlem değil. Ancak işlemden beklenen başarıyı elde etmek için ön hazırlığın iyi yapılması ve bu konuda uzman kişilerce uygulanması önem taşıyor.”
Daha az kırmızı et, daha çok balık tüketin
Sağlıksız beslenme kolon kanserine yol açan en önemli faktörlerden biri. Yapılan çalışmalara göre; liften fakir, hayvansal yağdan zengin beslenmek bağırsak kanseri riskini artırıyor. Özellikle kırmızı et riski artıran önemli bir faktör. Günde 100 gramın üzerinde kırmızı et tüketen veya her gün 50 gr işlenmiş sosis, salam, sucuk gibi et ürünlerini tüketenlerde kolon kanseri riski yüzde 12-18 oranında artıyor. Benzer şekilde vejeteryan veya vegan beslenenlerde risk diğerlerine oranla düşük bulunmuş. Son yıllarda yapılan çalışmalarda Akdeniz diyeti ile beslenenlerde kolon kanseri ve kolon polipleri gelişme riskinin yüzde 30-43 oranlarında azaldığı görülmüş. Akdeniz diyetinde sebze, meyve, tahıllar, kuruyemiş ve omega 3’ten zengin balık tüketimi daha fazla, kırmızı et ve alkol tüketiminin kısıtlı olması, ayrıca obeziteyi önlemesi kanser riskini azaltıyor. Bu nedenle Akdeniz diyetinde olduğu gibi kolonda yararlı bakterileri artıran liften zengin gıdaları, sebze ile meyveyi yeterli tükettiğinizden emin olun. Bu arada kabızlığı önleyen, bağırsaktaki toksinleri etkisini azaltan suyu da günde en az 2 lt tüketmeye özen gösterin.
Sigarayı bırakın, alkolü kısıtlayın
Birçok kanserojen madde içeren sigara alışkanlığı olanlarda hem kolon polibi hem de kolon kanseri riski artıyor. Ayrıca yapılan çalışmalarda alkolün metabolize edilmesi sonucu ortaya çıkan asetaldehit molekülünün DNA hasarına yol açarak kanserojen etki gösterdiği saptanmış. Öyle ki orta düzeyde alkol alan, örneğin günde 1-4 kadeh alkol tüketen kişilerde kolon kanserine yakalanma riski yüzde 20 gibi yüksek bir oranda artıyor.
İdeal kilonuza ulaşın
Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması verilerine göre; ülkemizde her 100 kişiden 30’u obez ve yaklaşık 35’i de fazla kilolu. Obezite sorunu olan kişilerin sağlıksız beslenmeleri, bağırsak bakterilerinin değişime uğramaları ve kilo ile gelişen hafif iltihap nedeniyle fazla kilolu olmak kolon kanseri için de bir risk faktörü. Bu nedenle sağlıklı beslenerek ideal kilonuza ulaşmanız çok önemli.
Tempolu ve düzenli yürüyün
Düzenli egzersiz yaparak obeziteyi önleyebilir, bağırsak çalışmasını düzenleyebilir ve bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz. Her gün en az 30-40 dakika veya haftada 3 gün, 1 saat tempolu yürüyüş yapmanız kolon kanseri riskini azaltmada yarar sağlayacaktır.
Kalsiyum ve D vitamine dikkat edin
Yapılan çalışmalara göre; kalsiyum bağırsağa toksik olan safra asitleri ve serbest yağ asitlerine bağlanarak onların zararlı etkisini azaltıyor. Dolayısıyla süt, yoğurt ve peynir gibi kalsiyum açısından zengin gıdaları düzenli olarak tüketmeye özen gösterin. D vitamini yüksek olan kişilerde de kolon kanseri riskinin düşük olduğu 17 farklı çalışma ile gösterilmiş. D vitamini tedavisinin kanseri önlemedeki rolü bilinmemekle birlikte, bağışıklık sistemini güçlendirerek etkili olduğu düşünülüyor. Bunların yanı sıra stresten uzak durmak ve yeterli uyumak bağışıklık sistemimizi güçlendiren diğer faktörleri oluşturuyor. Kanıta dayalı olmasa da, kanser riskini azaltmaya yardımcı oldukları belirtiliyor.
—————–kutu bilgisi——————
Bu belirtilere dikkat!
Bağırsak alışkanlığında kabızlık veya ishal şeklinde değişiklik,
Makattan kan gelmesi,
Karın ağrısı,
Kansızlık
Açıklanamayan kilo kayb
Çocukların gelecekteki sağlığı için mikrobiyota gelişimi büyük önem taşıyor. Birçok hastalığın zarar görmüş ya da gelişmemiş bağırsak mikrobiyotası ile yakın ilişkisi bulunuyor. Çocukların sindirim sistemini düzenlemeye ve bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olan yeni nesil probiyotik ürünlerin tanıtıldığı toplantıda Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pediyatri Bölümü Neonatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Merih Çetinkaya, “Yeni Nesil Probiyotikler ile Pediatride Güncel Yaklaşımlar” başlıklı sunumunda probiyotiklerin sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmez ögelerinden biri olduğuna dikkat çekti.
0-3 yaş arası dönem önemli
Mikrobiyota gelişiminin henüz anne karnında, doğumdan önce başladığını belirten Prof. Dr. Merih Çetinkaya, “Mikrobiyotada en önemli belirleyici anne. Anne çocuğuna aktarıyor. Çocuk genetik yapısı, yaşam biçimleri ve pek çok faktörle beraber bunu şekillendirmeye başlıyor. Bu şekillenmenin gelişken hali ancak 0 ile 3 yaş arasındaki dönemde oluyor. Probiyotiği çocukluk çağında vermek, sağlıklı mikrobiyotanın oluşması için çok önemli. Günümüzde çocuklarda kolay kullanım için probiyotik takviyelerini damla ve ağızda eriyen susuz içilen formlarla da sunabiliyoruz ” dedi.
Okula devamsızlık süresi azalıyor
Prof. Dr. Merih Çetinkaya, probiyotik desteğinin önemine işaret ederek “Erken dönem uygun mikrobiyota gelişimi, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ve enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi için uygun probiyotikler önerilmelidir” dedi. Prof. Dr. Çetinkaya, probiyotik takviyesinin doğru şekilde kullanıldığında çocukların üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma sayısı ve sıklığının azalacağını belirterek “Probiyotik takviyeler, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Vitamin C ve Çinko ile günlük vitamin ve mineral desteği sağlar. Gastrointestinal sistemin fonksiyonlarının düzenli çalışmasını sağlar. Okul çağı çocuklarında okula devamsızlık süresini azaltır” dedi.
Provim Kids, sindirim ve bağışıklık sistemini destekliyor
Provim Kids, çocukların sindirim sistemini düzenlemeye ve bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı oluyor. Provim Kids’in yeni ürünleri Provim Kids Damla ve Provim Kids Fast Melt, iki farklı formuyla kullanım kolaylığı sağlıyor.Mikroenkapsülasyon teknolojisi ile üretilen Provim Kids Damla sahip olduğu patente göre alerjen içermeyen probiyotik olarak sertifikalandırıldı.
Susuz içilmesi kolaylık sağlıyor
Provim Kids Fast Meltise üç farklı probiyotik, C vitamini ve çinko içeriyor. C vitamini içeriği ile yorgunluk ve bitkinliğin azalmasınadestek olurken; çinko içeriği ile immun sistemin normal fonksiyonunakatkıda bulunuyor. Türkiye’de bir ilk olan ağızda eriyen saşe formu ile Provim Kids Fast Melt’in, susuz içilmesi kullanım kolaylığı sağlıyor. Saşe açılıp direkt ağıza dökülerek içilen Provim Kids Fast Melt sayesinde mide asidik ortamında stabil kalıyor ve bağırsaklara hasara uğramadan ulaşarak kolonize oluyor.
Anne sütü neden önemli?
Mikrobiyotanın şekillenmesinde anne sütünün önemine de işaret eden Prof. Dr. Merih Çetinkaya, “Annenin sütünde de probiyotikler var. Anne sütünde bebek için yararlı yaklaşık 8 binin üzerinde canlı bakterinin olduğunu biliyoruz. Anne sütünün de mikrobiyotası var o da mikroorganizmalardan oluşuyor. Emzirme özellikleri ve tamamlayıcı beslenme özellikleri de mikrobiyotayı belirliyor. Eğer anne sütü yetersizse çocuğun bağışıklık sistemi için damla formunda probiyotik takviyesi yapılabilir” diye konuştu.
Bu önerilere dikkat
Prof. Dr. Çetinkaya, “İmmün sistem programlanmasının bozulması ilerde pek çok hastalığa aday bir çocuk olabileceğini bilmemiz gerekiyor” uyarısında bulundu. Prof. Dr. Merih Çetinkaya, sağlıklı bir yaşam için “sağlıklı gebelik dönemi, normal doğum, anne sütü, uygun tamamlayıcı beslenme, bağışıklama ve antibiyotiksiz yaşam” önerisinde bulundu.
Bağırsak sağlığı genel sağlık için çok önemli
Mikrobiyotanın insan biyolojik sisteminin en önemli elemanlarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Merih Çetinkaya, yapılan çalışmaların vücudumuzun en az %50’sinin mikrobiyotadan oluştuğunu gösterdiğini ifade ederek “Vücudumuzda 100 trilyon canlı mikroorganizma var. Bizim hücrelerimizle beraber yaşıyorlar. Bağırsaklarımız çok önemli çünkü bu mikroorganizmaların %95’i bağırsaklarımızda yaşıyor. Hücrelerimizin yaklaşık 1,3 katı oranında mikroorganizmamız var. Bu mikroorganizmaları tartacak olursanız yaklaşık 2 kilograma denk geliyor. Bağırsaklarımızda taşıdığımız, mikrobiyota dediğimiz mikroorganizmalar sadece kişiye özel. Mikrobiyotanıza bakarak hangi hastalıklara aday olduğunuzu, hangi hastalıkları iyileştirip iyileştiremeyeceğimizi söyleyebilecek durumdayız. Mikrobiyotanız sizi belirleyebiliyor, tıpkı parmak iziniz gibi. Onun için probiyotikler geliştiriliyor, onun için mikrobiyotayı düzenlemeye çalışıyoruz” dedi.
Hastalıkların %90’ı mikrobiyota ile ilişkili
Bugün hastalıkların % 90’ının mikrobiyota ile ilişkisi olduğunun düşünüldüğünü belirten Prof. Dr. Merih Çetinkaya, şunları söyledi: “Prematüre bebeklerin bağırsaklarında gelişen hastalıktan tutun, çocukluk çağındaki pek çok hastalıktan, ileri dönemdeki inflamatuar bağırsak hastalıkları, depresyona, otizme, aklınıza gelecek pek çok hastalıkta artık mikrobiyota bozukluğunuzun önemli olduğunu, onun için de bu kadar farklı probiyotiklerin geliştirildiğini söyleyebiliriz. Onun için %90 hastalığın altında mikrobiyota ve bağırsaklarımızdaki bozukluğun yattığını ifade edebilirim.”
Çocukluk çağındaki anormalliklerden kaynaklanıyor
“Obezite, diyabet, metabolik sendrom gibi bir çok hastalığın çocukluk çağındaki mikrobiyotanın şekillenmesindeki anormalliklerden kaynaklandığını ifade eden Prof. Dr. Merih Çetinkaya, “Bunun yanı sıra inflamatuar bağırsak hastalıklarından atopik dermatit ve egzamaya kadar yeni doğanlarda ise kolit, erişkin dönemdeki kardiyovasküler hastalıkların, pek çok alerjik ve akut hastalığın aslında bozulmuş mikrobiyota ile ilişkisi olduğunu bugün için biliyoruz. Onun için mikrobiyota çok önemli ve onun için mikrobiyotayı düzeltmeye çalışıyoruz” dedi.
Normal doğumda yararlı mikroorganizmalar alınıyor
Kolon kanseri dünyada ve ülkemizde en sık görülen 3. kanser türü. Üstelik tüm dünyada genç yaşta kolon kanseri görülme sıklığı da artıyor. Yapılan istatistiklerde, 1992-2014 yılları arasında, 20-49 yaş arasındaki yaş grubunda kanser olgularının her yıl yüzde 1-2 oranında artış gösterdiği saptanmış. Günümüzde genç yaşta daha sık görülmesinde yüzde 35 oranla genetik faktörler rol oynuyor. Ayrıca beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve diğer çevresel faktörlerin de bu artışta etkili olduğu belirtilirken, başka olasılıklar da halen araştırılıyor. Kolon kanserinin en önemli özelliği ise sinsi bir hastalık olması. Kanserin başlangıç evresinde veya kanser öncesi lezyonlar olan poliplerin varlığında genellikle hiçbir belirti vermiyor. Bu nedenle de hastaların en az dörtte birinde ancak ileri aşamada tanı konulabiliyor. Aslında kalın bağırsak kanseri önlenebilir bir kanser türü. Bunun için yaşam alışkanlıklarımıza dikkat etmek ve kolonoskopi yaptırmak yeterli geliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Nesliar Eser Kutsal,1-31 Mart Dünya Kolon Kanseri Farkındalık Ayı ve 3 Mart Dünya Kolon Kanseri Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kolon kanserinden korunmanın 6 yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Bu taramaları mutlaka yaptırın
Kolon kanserinin en önemli özelliği büyük oranda önlenebilir bir kanser türü olması. Bu amaçla, dışkıda gizli kan testi ve kolonoskopi yaptırmayı asla ihmal etmeyin. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Nesliar Eser Kutsal hiçbir yakınması olmasa bile 50 yaşından itibaren her bireyin bu taramaları mutlaka yaptırması gerektiğine dikkat çekerek şu bilgileri veriyor: “Risk faktörüne sahip kişilerin ise daha erken yaptırmaları gerekiyor. Örneğin ailede kolon kanseri varsa, aile bireyleri hastanın kanser tanısı alma yaşından 10 sene öncesinde taranmaya başlanmalı. Dışkıda gizli kan taraması her yıl, kolonoskopi ise bir öncekinin sonucuna göre değişen sürelerde yapılıyor. Her iki yöntemin yapılmasındaki amaç kanser gelişmeden, riskli poliplerin saptanarak çıkarılması veya gelişmekte olan kanseri erken saptayabilmek. Üstelik hastalığın önlenmesinde çok önemli bir yöntem olan kolonoskopi sanıldığı gibi zor ve ağrılı bir işlem değil. Ancak işlemden beklenen başarıyı elde etmek için ön hazırlığın iyi yapılması ve bu konuda uzman kişilerce uygulanması önem taşıyor.”
Daha az kırmızı et, daha çok balık tüketin
Sağlıksız beslenme kolon kanserine yol açan en önemli faktörlerden biri. Yapılan çalışmalara göre; liften fakir, hayvansal yağdan zengin beslenmek bağırsak kanseri riskini artırıyor. Özellikle kırmızı et riski artıran önemli bir faktör. Günde 100 gramın üzerinde kırmızı et tüketen veya her gün 50 gr işlenmiş sosis, salam, sucuk gibi et ürünlerini tüketenlerde kolon kanseri riski yüzde 12-18 oranında artıyor. Benzer şekilde vejeteryan veya vegan beslenenlerde risk diğerlerine oranla düşük bulunmuş. Son yıllarda yapılan çalışmalarda Akdeniz diyeti ile beslenenlerde kolon kanseri ve kolon polipleri gelişme riskinin yüzde 30-43 oranlarında azaldığı görülmüş. Akdeniz diyetinde sebze, meyve, tahıllar, kuruyemiş ve omega 3’ten zengin balık tüketimi daha fazla, kırmızı et ve alkol tüketiminin kısıtlı olması, ayrıca obeziteyi önlemesi kanser riskini azaltıyor. Bu nedenle Akdeniz diyetinde olduğu gibi kolonda yararlı bakterileri artıran liften zengin gıdaları, sebze ile meyveyi yeterli tükettiğinizden emin olun. Bu arada kabızlığı önleyen, bağırsaktaki toksinleri etkisini azaltan suyu da günde en az 2 lt tüketmeye özen gösterin.
Sigarayı bırakın, alkolü kısıtlayın
Birçok kanserojen madde içeren sigara alışkanlığı olanlarda hem kolon polibi hem de kolon kanseri riski artıyor. Ayrıca yapılan çalışmalarda alkolün metabolize edilmesi sonucu ortaya çıkan asetaldehit molekülünün DNA hasarına yol açarak kanserojen etki gösterdiği saptanmış. Öyle ki orta düzeyde alkol alan, örneğin günde 1-4 kadeh alkol tüketen kişilerde kolon kanserine yakalanma riski yüzde 20 gibi yüksek bir oranda artıyor.
İdeal kilonuza ulaşın
Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması verilerine göre; ülkemizde her 100 kişiden 30’u obez ve yaklaşık 35’i de fazla kilolu. Obezite sorunu olan kişilerin sağlıksız beslenmeleri, bağırsak bakterilerinin değişime uğramaları ve kilo ile gelişen hafif iltihap nedeniyle fazla kilolu olmak kolon kanseri için de bir risk faktörü. Bu nedenle sağlıklı beslenerek ideal kilonuza ulaşmanız çok önemli.
Tempolu ve düzenli yürüyün
Düzenli egzersiz yaparak obeziteyi önleyebilir, bağırsak çalışmasını düzenleyebilir ve bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz. Her gün en az 30-40 dakika veya haftada 3 gün, 1 saat tempolu yürüyüş yapmanız kolon kanseri riskini azaltmada yarar sağlayacaktır.
Kalsiyum ve D vitamine dikkat edin
Yapılan çalışmalara göre; kalsiyum bağırsağa toksik olan safra asitleri ve serbest yağ asitlerine bağlanarak onların zararlı etkisini azaltıyor. Dolayısıyla süt, yoğurt ve peynir gibi kalsiyum açısından zengin gıdaları düzenli olarak tüketmeye özen gösterin. D vitamini yüksek olan kişilerde de kolon kanseri riskinin düşük olduğu 17 farklı çalışma ile gösterilmiş. D vitamini tedavisinin kanseri önlemedeki rolü bilinmemekle birlikte, bağışıklık sistemini güçlendirerek etkili olduğu düşünülüyor. Bunların yanı sıra stresten uzak durmak ve yeterli uyumak bağışıklık sistemimizi güçlendiren diğer faktörleri oluşturuyor. Kanıta dayalı olmasa da, kanser riskini azaltmaya yardımcı oldukları belirtiliyor.
—————–kutu bilgisi——————
Bu belirtilere dikkat!
Bağırsak alışkanlığında kabızlık veya ishal şeklinde değişiklik,
Makattan kan gelmesi,
Karın ağrısı,
Kansızlık
Açıklanamayan kilo kayb
Annenin hamilelik dönemindeki beslenmesinden doğum şekline, hem bebeğin hem de annenin antibiyotik kullanmasına kadar pek çok faktörün sağlıklı mikrobiyota oluşmasına önemli ölçüde etkileri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Merih Çetinkaya, “Annenin beslenme alışkanlıkları, yaşam biçimi, kilosu, annenin kullandığı antibiyotik ve benzeri ilaçlar bebeğin mikrobiyotasını direkt olarak etkiliyor. Bebeğin doğum şekli de önemli. Normal ya da sezaryen doğum doğrudan bebeği etkiliyor. Eğer normal doğum yapacak olursa yararlı mikroorganizmalar annenin genital kanalından geçerken bebek oradan alıyor. Bebek vajinal yolla doğuyorsa annenin florasını alıyor ve bu bağışıklık sistemini sağlıyor. Normal doğumla dünyaya gelen bebekler avantajlı. Ama sezaryenle doğacak olursa muhtemelen doğum yapılan hastanedeki mikroorganizmalar ve bebeğe temas eden kişilerin mikroorganizmaları ile şekilleniyor. Sezaryenle doğan bebekler bu yararlı mikroorganizmalardan uzak kalıyor” dedi.