Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

8 Kasım Pazar günü tüm dünyada “Şehircilik Günü” olarak kutlandı.
Dünya Şehircilik Günü vesilesiyle soralım; sizce ülkemizde şehirciliğe ne kadar önem veriliyor? Bu soruya ne yazık ki olumlu yanıt vermek mümkün değil.
Yaşadığımız her deprem, aşırı yağışlar sonucunda ortaya çıkan sel felaketleri, trafik ve yeşil alan sorunları, otopark sıkıntıları, gecekondulaşma, günü kurtarmaya yönelik çarpık imar planları, estetikten yoksun kamu binaları ve ranta yönelik inşaat projeleri ne yazık ki bize şehirciliğe önem vermediğimizi her defasında gösteriyor.
Şehirciliğe verilmeyen önemden elbette ki Soma’da nasibini almış durumda.
Sadece kendi kırsalından değil Anadolu’nun pek çok bölgesinden aldığı göçle hızla büyüyen Soma, bu hızlı büyümeye hazırlıksız yakalandı. İlçemizin hızla artan nüfusuna karşın bu nüfusu karşılayacak bir imar planı yapılamadı. Kentin, hangi yöne doğru büyüyeceği planlanamadı.
Kamu binaları, büyük bir kampüs şeklinde belli bir merkezde toplanamadı. Şehrin merkezinde yer alan pek çok kamu binamızın müstakil otoparkı dahi yok.
Sosyal ve kültürel anlamda, bir ilçeye oranla yüksek nüfusumuza karşın sınıfta kaldık. Akhisar ve Bergama gibi çevre ilçelerimiz bile sosyal ve kültürel açıdan bizden çok çok ileride. Düzgün bir kütüphaneye, gençlik ve kültür merkezine sahip değiliz. Sinemamız, tiyatro, konferans ve sergi salonlarımız yok.
Doğa ile uyumlu bir kent değiliz. Yeşil alanlarımızı genişletemiyoruz. Hava kirliliğimizi azaltacak bir proje olarak görülen Soma Bölgesel Isıtma Sistemini bile yapılan zamlar ile etkisiz hale getirmeyi başardık.
Kentsel sorunlarımızın belki de en önemlisi ama hiçbir önlem alınmayanı ise deprem!
İlçemizin içinde bulunduğu bölge deprem bölgesi; en son yaşadığımız İzmir Depremi bir kere daha gösterdi ki insanı öldüren deprem değil, çürük binalar. Olası bir depreme karşı Soma’da alınan önlemler nelerdir? Ne gibi çalışmalar yapılmıştır? Bütün bu soruların cevabını hangimiz biliyoruz?
Hangi mahallelerimizin zemini sağlam, hangilerinin zemini gevşek; ilçemizin zemin ve risk haritasını çıkartabildik mi? Nispeten riskli zeminlerdeki özellikle eski yapılarımızın analizini yapabildik mi?
Uzun lafın kısası; takvim yaprağı olarak şehircilik gününü sessiz sedasız kutlasak da, şehircilik adına yaptığımız hiçbir şey yok. Bu hiçbir şey yapmama durumu elbette ki kader değil, tamamen bizlerin ihmalinden kaynaklanıyor. Yukarıda ifade etmeye çalıştığım her türlü karamsar eleştiriye karşın umut tabi ki var. İnsan, çevresini dilediği gibi değiştirebilme gücüne sahip tek canlı varlık. Değiştirebilme gücü doğru kullanılabilirse beton yığınlarından oluşan yerleşim alanlarımızı gerçek birer kente dönüştürebiliriz.
Yeter ki isteyelim ve rantçı zihniyeti değiştirelim…