Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Soma’da 432 çocuk yetim kaldı
Soma ilçesinde 3 yıl önce meydana gelen maden faciası sonucunda yetim kalan ve babalarının hasretiyle yaşayan çocuklar, gelecekte iyi bir mesleğe sahip olmanın hayalini kuruyor.
Soma’nın Eynez mevkisindeki ocakta 13 Mayıs 2014’de 301 maden işçisinin yaşamını yitirdiği facia, 432 çocuğu yetim bıraktı.
Aradan 3 yıl geçti ancak evin kapısından babasının girmesini bekleyen çocukların özlemi ise hala geçmedi.
Babalarının hasretiyle yaşayan Somalı çocuklar, gelecekte iyi bir mesleğe sahip olmak istiyor.
Betül pilot olmaya adım adım yaklaşıyor
Facianın ardından babası Ali Yüksel’in mezarına “pilot olacağım, yüzünü kara çıkarmayacağım” yazılı mektup bırakan 11 yaşındaki Betül Yüksel, uygun yaşa geldiğinde pilotaj eğitiminin Türk Hava Kurumu tarafından verileceğini öğrenince derslerine daha sıkı sarıldı.
Anne Ergül Yüksel, çocuklarının eğitim masrafı için para biriktirirken, Betül de yaşamının her anını anlattığı mektuplarla birlikte başarı belgelerini Soma’daki Madenci Şehitliği’ne taşıdı.
Babasına daha yakın olmak için pilot olmayı istediğini anlatan Betül, şunları söyledi: “06.30’da kalkıyor, okula gidiyorum. Öğle teneffüsünde kitap okuyorum, köpeğim Tarçın’ı seviyorum. Derslerim güzel, çok güzel bir okulda okuyorum. Onun için çok çalışıyorum, babam için pilot olmak istiyorum. 4’üncü sınıfta da geçen dönem de takdir aldım. Bu dönem de takdir alacağım. O takdirleri biriktiriyorum, bazılarının fotokopisini çektiriyorum, babama götürüyorum. Mutlu olsun takdir almamdan. Babam güzel yerlere gelmemi istiyordu. Benimle gurur duysun.”
İkiz kardeşi Furkan astronot olmak istiyor
Betül’ün ikiz kardeşi Furkan da babasını kaybettikten sonra hayatının birden değiştiğini söyleyerek, artık eskisi kadar mutlu olamadığını ifade etti. “Babam çok iyi bir insandı, çarşıya çıkar, birlikte futbol oynardık, lunaparka giderdik, bazen denize de götürürdü.” diyen Furkan, “Kazadan sonra içimden bir parça kopmuş gibiydi, kötü oldu.” dedi.
Okul hayatının iyi gittiğini ama takdiri 1 puanla kaçırdığını belirten Furkan, uzayda yeni keşifler yapabilmek için astronot olmayı hedeflediğini, meslek sahibi olmalarını madenci babalarının çok istediğini, bu nedenle daha çok çalışacağını ve daha başarılı olacağını söyledi.
Başlarına gelenleri öğrenen çok sayıda insanın aradığını, hediyeler, kitaplar gönderdiğini dile getiren Furkan, telefon numaralarını yazanları aradığını anlattı.
İkiz kardeşini, annesini ve kendisini yalnız bırakmayan herkese teşekkür eden Furkan, “Bizi arayan, soran herkes çok önemli ve değerli.” diye konuştu.
“Herkes ağlayınca benim de ağlayacağım geliyor”
Henüz 3 yaşındayken madenci babası Süleyman Çata ile ikizi olan amcası İsmail Çata’yı yitiren Ahmet ise 1’inci sınıfa gittiğini ve okumayı yazmayı öğrendiğini belirtti.
Her sabah Soma’daki okuluna gittiğini, tatil günlerini ise Bayat köyündeki babaanne ve dedesinin yanında geçirdiğini söyleyen Ahmet, “Babaannem ve dedem ağlıyor. Babamla ve amcamla ilgili konuşunca ağlıyorlar. Sonra gözyaşları kuruyor, beni görünce mutlu oluyorlar, ağlamayı bırakıyorlar. Onları çok seviyorum.” ifadelerini kullandı.
Ara sıra kendisinin de ağladığını anlatan Ahmet, duygularını şöyle dile getirdi: “Herkes ağlayınca benim de ağlayacağım geliyor. Babama gidiyorum bazen. Babam için dua ediyorum. Onunla konuşuyorum. Ona diyorum ki ‘Baba rüyamda seni gördüm’. Onunla sohbet ediyorum. Rüyamda babamla yaptıklarımı ona da anlatıyorum.”
Okuma yazmayı öğrendikten sonra ilk mektuplarını da babasına ve amcasına yazdığını belirten Ahmet, hep onları ne kadar sevdiğini, hiç unutmadığını yazdığını, mektubun sağ alt köşesine de yazarlar gibi imzasını attığını ifade etti.
Ahmet, yetişkinlerin her çocuğa yönelttiği “büyüyünce ne olmak istersin” şeklindeki sorusunu ise şöyle yanıtladı: “Ben itfaiyeci olmak istiyorum. Öyle içimden geliyor. Bazen insanları kurtarıyorlar. Yangınları söndürüyorlar. Bazen yangında bebekler, aileler kalıyor. Mesela şimdi bir dünya var ya o dünyadaki insanlar azalıyor bazen. Ben o zaman üzülüyorum, onların ölmemesini istiyorum. İtfaiyeci olma fikri de aklıma babam öldükten sonra geldi.”
Soma’da kömür madeninde 13 Mayıs 2014’te toprağın altında son nefesini veren 301 madencinin eşleri, günlerce çocuklarını yanına alarak gittiği maden ocağı girişinde “iyi bir haber” bekledi.
Dakikaların gün gibi geçtiği süreçte ellerini semaya uzatıp madendeki eşleri için dua eden kadınlar, bir yandan da kol kanat gerdikleri çocuklarını teskin etmeye çalıştı. Onların verdiği bu mücadele, faciadan bu yana geçen 3 yılda hiç değişmedi.
“Hayat devam ediyor ama kırık devam ediyor”
Faciada hayatını kaybeden maden işçisi Ahmet Ali Aslan’ın (31) eşi Marziye Aslan, Soma’da 12 yıldır yaşadıklarını, o güne kadar eşi ve çocuklarıyla mutlu ve huzurlu bir hayat sürdüklerini anlattı.
Faciadan bu yana adeta “yarım yaşadıklarını, bir yanlarının hep kırık olduğunu” dile getiren Aslan’ın şu sözleri, madenci eşlerinin yaşadıklarını yansıtıyor:
“Bacamız tütüyor ama dumanın yarısı içeriye basıyor. Zehirlenip öldüler ya o içimize çok sinmiyor. Nasıl öldü bilmiyorum, nasıl yaşadık, nasıl geçirdik hayatımızı bilmiyorum. ‘Yaşayamaz ölürüz’ diyordum da yaşıyoruz, hayat devam ediyor ama kırık devam ediyor.”
“13 Mayıs geliyor ya o günün gelmesini hiç istemiyorum”
Merhum eşinin kızı Derya’yı gezdirme imkanı olduğunu ama olay sırasında 9 aylık olan oğlu Mustafa’yı da elinden tutup gezdirebilmesini çok istediğini ifade eden Aslan, gözyaşlarını tutamayarak şöyle konuştu:
“Hayat devam ediyor, yiyoruz içiyoruz ama köksüz dumansız yaşanmıyor. 13 Mayıs geliyor ya o günün gelmesini hiç istemiyorum, o günü hiç yaşamak istemiyorum. O gün gelmesin benim için, o günü hiç sevmedim. O gün benim canımı aldı, hayatımı aldı, eşimi aldı çocuklarımı babasız bıraktı, her şey bitti benim için. Kömür gördüğüm zaman aklımdan eşim geçiyor, ekmek parası için onun peşinden koştuğu geçiyor, hiç kömür görmek istemiyorum.”
Aslan, facianın ardından devletin her türlü imkanını madenci aileleri için seferber ettiğini, yapılan çalışmalar sayesinde maddi kaygılarının giderildiğini söyledi.
“Allah razı olsun devletimizden, milletimizden, Türkiye’mizden.” diyen Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hepsi koştu geldi ama canımızı geri getiremediler, onların elinden gelmedi, bizim elimizden de gelmiyor. Elimizden gelse ‘Yarın eşin geliyor şu parmağını keselim.’ deseler, parmağımı değil canımı veririm, yeter ki o gelsin. Herkese gani gani rahmet eylesin.” dedi.
“Kızım da benim kaderimi yaşıyor”
Maden faciasında hayatını kaybeden 301 kişiden biri de 41 yaşındaki Saadettin Yılmaz’dı. Yılmaz’ın eşi Gönül Yılmaz, çocukları Gizem ve Sinem ile maden ocağının başında gelecek iyi bir haber için bekledi ancak bekleyiş hüzünle sonlandı.
Babasının madenci olduğunu, Ordu’dan Soma’ya çalışmaya geldiğini anlatan Gönül Yılmaz, eşi Saadettin Yılmaz’ın da Ordu’dan madende çalışmak için Soma’ya geldiğini ve burada tanışarak evlendiklerini söyledi.
Eşinin ailesine ve çocuklarına çok düşkün olduğunu aktaran Yılmaz, “Babam da madenciydi emekli olmuştu, ben 16 yaşındayken trafik kazasında vefat etti. Eşim de madende hayatını kaybettiğinde kızım 16 yaşındaydı, kızım da benim kaderimi yaşıyor.” dedi.
Soma’da kömürden başka iş imkanının olmadığını, eşi Saadettin Yılmaz’ın emekli olduktan sonra geçim kaygısı nedeniyle birçok yere iş başvurusunda bulunduğunu vurgulayan Gönül Yılmaz, şöyle devam etti:
“Evimiz kiraydı, çocukların okulu vardı o yüzden iş aradı, yeniden madene girmemek için çok çabaladı, çok iş aradı ama olmadı en sonunda yine madene girdi. O gün o olayın olacağını bilsem onu işe kaldırmazdım, göndermezdim, 3 yıl oldu, acısı ilk günkü gibi duruyor. Çocuklar etkilendi, ben etkilendim. Babasız çocuk yetiştirmek çok zor.”
Yılmaz, madenciliğin dünyanın en zor işi olduğuna işaret ederek madende çalışanları gördüğü zaman yüreğinde ağır bir acı hissettiğini söyledi.
Çocuklarının eğitimlerine devam edebilmeleri için elinden geldiğince çabaladığına dikkati çeken Yılmaz, onların madenle ilgili bir sektörde çalışmalarını istemediğini kaydetti.
Maden faciasında hayatını kaybeden Abdullah Özdemir’in eşi Cennet Özdemir de 3 yıl geçmesine rağmen acıya alışamadıklarını, halen eşi yaşıyormuş gibi hayaller kurduğunu belirterek “Yaşasaydı emekli olacaktı.” dedi.