Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Çocukluğumun mahallelerini hatırlıyorum. İki veya üç katlı bahçeli müstakil evlerden oluşan cadde ve sokaklar, her sokaktan yükselen cıvıl cıvıl çocuk sesleri, üzerinde plastik topumuzla futbol oynamaya çalıştığımız tütün fidanlıkları, tırmanıp düşmekten bıkmadığımız dut ağaçları.
Çocukluğumun mahallelerini hatırlıyorum. İki veya üç katlı bahçeli müstakil evlerden oluşan cadde ve sokaklar, her sokaktan yükselen cıvıl cıvıl çocuk sesleri, üzerinde plastik topumuzla futbol oynamaya çalıştığımız tütün fidanlıkları, tırmanıp düşmekten bıkmadığımız dut ağaçları… Şimdi hepsi hoş bir seda, tatlı bir görüntü olarak anılarımızda kaldı. Farkında mısınız bilmiyorum ama çocuklarımıza betondan ibaret bir miras bırakacağız.
Çocukluğumuzun müstakil evleri şimdilerde yüksek yüksek apartmanlara dönüştü. Her apartman başlı başına bir mahalle gibi, kalın beton duvarlar çocuk cıvıltılarını susturdu, komşulukları bitirdi. Salt ticari kaygılar ile çılgınca betonlaşan şehirler, şehrin sakinlerine örf ve adetlerini unutturdu. Unuttuğumuz örf ve adetlerin yerini sanal âlemin samimiyetsiz alışkanlıkları aldı.
26-27 Ekim 2021 tarihlerinde Soma Linyit Anadolu Lisesi öğretmen ve öğrencileri tarafından TÜBİTAK Bilim Şenliği düzenlendi. Şenlikte yer alan birbirinden kıymetli projelerden biri de, Edebiyat Öğretmeni Pınar Şeker ve öğrencileri tarafından hazırlanan “Sözsüz de anlatırım” isimli çalışmaydı. Örf ve adetlerimizi betona gömdüğümüz, iletişimi sadece sosyal medyaya indirgediğimiz bir dönemde “Sözsüz de anlatırım” projesi bizleri geçmişin yaratıcı ve gerçek “işaretleşme” geleneğine götürdü.
Bir dönem Darkale’de öğretmenlik yapan Avni Altıner’in 1936 tarihli Gediz Mecmuasının 62, 63 ve 64. sayılarında yayımladığı, Soma Kaymakamı İhsan Kutlusoy’un meşhur Soma kitabına aktardığı işaretleşme sözlüğüne gelin kısaca bir göz atalım.
Soma ve köylerinde bekârlar; çiçeği yakalarına sapı yukarıda olacak şekilde takarlarmış. Böylece bekâr oldukları anlaşılırmış. Nişanlı olanlar çiçeğin sapına tel bağlar ve yakalarına sapı yukarıya gelecek şekilde takarlarmış. Evlilerin yakasına takılan çiçeğin sapı ise her daim aşağıya bakarmış.
Birbirlerini uzaktan görmekle yetinmek zorunda kalan genç çiftler, birbirlerine yolladıkları mendiller ile iletişim kurarlarmış. Kırmızı mendil; “seni bütün varlığım ile seviyorum”, mavi mendil; “vefasızsın”, sarı mendil; “hastayım” ve mor mendil; “seni alabilecek miyim” anlamına gelirmiş. Başa sarılan çevreyi kapalı olarak sağ elde tutmak; eş arıyorum, sol elde tutmak ise nişanlım var anlamına gelirmiş.
Babasının ayakkabılarını ters çeviren ya da ayakkabıları çivi ile yere sabitleyen bir genç, evlenme isteğini ailesine bu şekilde belirtirmiş. Bazı köylerde ise evlenme isteği, babanın ayakkabılarının içine su dökmek suretiyle gerçekleştirilirmiş.
Bir zamanlar çiçeklerin de dili varmış. Hercai menekşe; “sabırsızlık ediyorsun”, beyaz gül; “saf ve temiz kalpliyim”, sarı gül; “beraber öleceğiz”, kırmızı karanfil; “temiz bir aşka sahibim”, akşamsefası; “korkuyorum”, lale ise “ilanı aşk ediyorum” anlamlarını taşırmış. Bekâr kadın, başörtüsünü üst üste iki kez açarsa, karşısındaki erkeğe ilgisini belli edermiş. Erkek işaret ederken, kadının elini burnuna götürmesi; bizi görüyorlar uzaklaş anlamına gelirmiş.
Birbirinden ilginç davranışların yer aldığı işaretleşme sözlüğü, küçük bir köşe yazısı ile anlatılamayacak kadar kapsamlı ve detaylı. Avni Altıner tarafından Gediz Mecmuasında anlatılan, İhsan Kutlusoy’un Soma kitabına sadece bir kısmını aktarabildiği işaretleşme sözlüğü, bize aslında büyüklerimizin basit bir iletişim için dahi ne kadar zahmete katlandığını anlatıyor. Günümüzde ise insan ilişkileri bir sms, mail veya whatsapp mesajı kadar kolay. Farkında olamadığımız ise iletişim yollarının gelişmesi ile insan ilişkilerinin daha da çürüdüğü. Gelişen teknoloji ve sanal iletişim mesafeleri kısaltırken, insanın insana duyduğu
hasreti,tüketimi kolay basit bir duygu haline indirgiyor. Teknoloji ile hayatı kolaylaşan insanoğlu, birbirine yabancılaşırken, saygısını da kaybediyor.
Lise öğrencileri tarafından hazırlanmış bir bilim şenliğinde karşıma çıkan “Sözsüz de anlatırım” projesi işte ben de bu duyguları uyandırdı. Geleceğe bir not olması adına bu yazıyı yazmak istedim. Gelişen teknoloji; kimliğimizi, kültürümüzü, örf ve adetlerimizi bozmasın. İmkân bulduğumuz ölçüde çevremiz ile yüz yüze iletişim kuralım. Sanal âlemin gerçek olmayan heyecanına kapılmayalım. Geleceğe betonu değil yeşili miras bırakalım…