Yüzbaşı Mustafa Asım (Tayşi) Bey

Yayınlama: 06.07.2022
349
A+
A-

Kökleri Konya Selçuklularına dayanan ve Soma’da Tayşiler olarak bilinen sülaleden Cemaleddin Ağa’nın ilk çocuğu olarak 9 Eylül 1877 yılında Soma’da dünyaya geldi. Annesi Bergama’nın Alibeyli köyünden Körpe Hüseyin kızı Ayşe Hanım’dır. Cemaleddin Ağa’nın Mustafa Asım, Ahmed Hulusi, Mehmed Esad ve Mehmed Ziya isminde dört çocuğu olur.(1)

Soma Dokuzoluk ve Akçaavlu mahalle mekteblerinde başladığı eğitimine, Vefa Şemsü-l Maarif Mektebi, Soğukçeşme, Manastır ve Gülhane Rüştiye-i Askeriyesi’nde tamamlayarak 1892 yılında Küleli İdadisine kabul edilir ve 17 Kasım 1899 tarihinde 1315 tertip mülazım-ı evvvel (teğmen) rütbesiyle mezun olarak 2. Orduya bağlı Afyonkarahisar Redif Taburu emrine atanır. Burada Sincanlı Taburu Kolağası (Kd. Yüzbaşı) Ali Rıza Bey’in 16 yaşındaki kızı Sadberk Hanımla 30 Eylül 1901 tarihinde evlenir. Bu evlilikten 1902 yılında Halide, 1905 yılında Şinasi ve 1908 yılında Maide dünyaya gelir.
1902 yılında Kırklareli’nde görevlendirilir. Görevli olduğu birlik daha sonraları Edirne-Selanik demiryolunun Dedeağaç kısmını korumakla görevlendirilince ailesi ile birlikte ilk kez 1903 yılında Dedeağaç’a yerleşir. Bundan sonra görevi gereği birkaç kez daha Dedeağaç’tan ayrılacak ve tekrar gelip Dedeağaç’a yerleşecektir.

Yurdun bir çok yerinde görev alan Mustafa Asım Bey, 1912 yılı başlarında görevi gereği tekrar Dedeağaç’a yerleşir.
1912 Eylül’ünde Üsküp’te görevli iken rahatsızlanır, kendisine bir buçuk aylık hava değişimi raporu verilir. Dedeağaç’a gelir ve ailesini de yanına alarak şifalı suları olan 26 km. uzaklıktaki Ferecik’e yerleşir.

Osmanlı Devleti’ne savaş ilan eden Bulgaristan,18 Ekim 1912 tarihinde sınırı geçerek Edirne ve Kırcaali üzerine saldırıya geçer.
Hava değişim süresi dolan ve kendini iyi hisseden Mustafa Asım Bey eşi Sadberk Hanım’a sekiz altın bırakarak ve ona; İstanbul’a veya Kütahya’ya gitmesini eğer savaş kazanılırsa kendisini Filibe’ye aldıracağını, söyleyerek 19 Ekim 1912 tarihinde eşi ve çocuklarıyla vedalaşarak Edirne’deki karargahına katılmak üzere yola çıkar. Istanbul’da Asım Bey’in halası, Kütahya’da da Sadberk Hanım’ın anne ve babası yaşamaktadır.
Tekirdağ Muratlı İstasyonunda bekletilen Akhisar ve Soma Alayları’na; Kırcaali Müfrezesine emrine girecek şekilde Gümülcine’ye hareket etmesi emri verilir. (2) Yola çıkan Soma Alayı 20 Ekim 1912 tarihinde Ferecik istasyonundan geçerken Alay’da bulunan Asım Bey’in kardeşleri Ahmed ve Esad ile amca çocukları Mehmed ve Hafız Halil, Sadberk Hanım’ı ziyaret ederek ona; ‘Hanım yenge burada durma! İstanbul’a veya Kütahya’ya git’, diyerek Gümülcine’ye hareket ederler.
Soma Redif Alayı emredildiği şekilde 22 Ekim 1912 tarihinde Gümülcine’de trenden inerek karayolundan Kırcaali yönünde yola devam eder.
Yüzbaşı Mustafa Asım Bey ise Edirne kalesi açıklarında, en şiddetli muharebelerin yapıldığı Maraş cephesinde konuşlanmış 32. Alay’ın 1.Taburu’nda Bölük komutanı olarak göreve başlar.

Bulgar kuvvetleri 7 Kasım 1912 gecesi Yeşiltepe’de bulunan 32. Alay’a çok şiddetli bir piyade taarruzunda bulunur. Alay’ın ihtiyatında olan Yzb. Asım Bey, Alay’ın kumandan vekili olan Binbaşı Mehmed Bey ile beraber Yeşiltepe’de iken ani bir yaylım ateşine maruz kalırlar. Bnb. Mehmed Bey ve birkaç asker şehit olunca Alay karmakarışık bir şekilde Papaztepe’ye doğru çekilmeye başlar. Yzb Asım Bey gecenin karanlığında kaçarcasına geri çekilen askerlerden toplayabildikleriyle() yeniden mevzilenerek ordu karargahına; ’87 neferle mevzi önünde bulunduğunu ve vaziyeti ıslah için kuvvet gönderilmesini’ rapor eder. Tüm birliklere cesaret veren bu davranış, Ordu Karargahı tarafından da takdirle karşılanır ve Yzb. Asım Bey daha sonraları, Edirne Kale Kumandanı Ferik Mehmet Şükrü Paşa tarafından bizzat tebrik edilerek 5 Aralık 1912 tarihinde kıdemli yüzbaşılığa terfi ettirilir.

Maraş cephesinde çarpışmalar gittikçe şiddetlenmekte ve Bulgar ordusu her geçen gün kıskacı bir az daha daraltmaktadır.
Bulgar kuvvetlerini durdurmakla görevli Kırcaali müfrezesi hiçbir direnç göstermeden panik halinde geri çekilmeye başlar. Redif askerlerinin eğitimsizliği ve disiplinsizliği ile komuta kademesinin dirayetsizliğinin neden olduğu bu 120 km’lik geri çekilme bir türlü durdurulamayınca 18 Ekim 1912 tarihi itibarıyla; denize 10 km. Meriç nehrine ise 30 km. yaklaşmış olan bu müfrezenin esir düşmesi veya toptan kırılması endişesi oluşur. Dedeğaç’ın 10 km kuzeyindeki Bodime Derbent hattında bulunan müfrezenin Meriç’ten geçirilmesi planlanır. Bu amaçla Soma Redif Taburuna,(2) Ferecik üzerinden Saranlı köyüne hareket etmesi ve orada Meriç nehrini geçebilecek tertibatı alması emri verilir. Soma Taburu 19 Kasım 1912 tarihinde Ferecik’e gelince, taburda bulunan Mustafa Asım Bey’in kardeşleri Ahmed ve Esad ile amca çocukları Mehmed ve Hafız Halil birliklerinden ayrılıp yengeleri Sadberk Hanım’ı tekrar ziyaret ederek ona; düşmanın gelmekte olduğunu ve burayı terk etmesi gerektiğini ve eğer isterse kendileriyle birlikte gelebileceğini söylerler. Bir subay kızı olan Sadberk Hanım olanları bir türlü kabullenemez ve onlara;’Ordumuz muzaffer olacak ve biz Filibe’ye gideceğiz, diyerek kalmakta ısrar eder.

Yengelerinin kalmakta kararlı olduğunu anlayan Ahmed, Esad, Mehmed ve Hafız Halil Efendi’ler birliklerine katılmak üzere derhal oradan ayrılırlar.
Durum Tayşi ailesi için bir faciaya dönüşmek üzeredir.

Tayşi ailesinden Yzb. Musafa Asım Bey’in Maraş cephesinde etrafı sarılmış, Ahmed, Esad, Mehmed ve Hafız Halil Efendiler Soma Taburuyla beraber Saranlı köyü yakınlarında Meriç nehri yatağında kısılmış ve daha da kötüsü ailenin gelini Sadberk Hanım da üç küçük yavrusu ve bir de besleme kızı ile Ferecik’te kadın başına kalmıştır.

Çok geçmeden Bulgar ve Ermeni komitacılar Ferecik’e musallat olurlar. Şehrin masum ve silahsız halkını öldürmeye, kadınlara tecavüz etmeye başlarlar. Halk korku ve panik içinde şehri terk edince Sadberk Hanım acı gerçeği kabullenir. Ferecik halkı kafileler halinde şehri terk etmektedir. Dedeağaç’a giden kafile Sadberk Hanım’ın kaldığı evin önünden geçerken Sadberk Hanım’da üç çocuğu ve besleme kızı ile apar topar bu kafilenin arasına katılır. Yanına bir ekmek çıkını ya almış ya almamıştır. 10 yaşındaki Halide, 7 yaşındaki Şinasi ve besleme kız yürüyebiliyor, Maide ise kucakta. Epeyce yol gidildikten sonra Sadberk Hanım artık Maide’yi kucağında taşıyamaz olur. Yanlarından arabayla geçmekte olan bir zabit ailesine; kendisinin de bir zabit ailesi olduğunu söyleyip, hiç olmazsa kucağındaki bu yavrucağızın arabaya alınması için yalvarsa da karşılık görmez. Artık takatsiz kalan Sadberk Hanım; hem kafileden geri kalmamak hem de diğerlerini olsun kurtarmak ümidiyle kucağındaki Maide’yi kurbanlık olarak bir çalının dibine bırakarak feryad figan oradan uzaklaşır. Allah’tan geriden gelmekte olan Halil Efendi isminde eski bir muhafız Maide’yi çalılıkların içinden alarak; ‘Kızım ben senin eşini tanırım iyi, mert ve namuslu bir gençtir. Haydi yavrunu bırakma ben götüreyim,’ der ve beraber yola koyulurlar. Selimiye istasyonuna geldikleri zaman Halil Efendi’nin yardımıyla tıklım tıklım dolu bir trene güç bela binerek Dedeağaç’a gelirler. Burada müslüman mahallesindeki bir yüzbaşının evine sığınırlar fakat güya çeteler geldiğinde kendisini peşkeş çekebilecekleri evhamına kapılan Sadberk Hanım oradan ayrılarak bu defa Hrıstiyan mahallesine gider fakat burada da barınmanın imkansızlığını anlayınca artık Halil Efendi’ye son bir zahmet vererek Dedeağaç’ın batı tarafındaki çıkışında, sahilde bulunan eşraftan Rıza Bey’in çiftliğine sığınır. Bundan sonra olanları Mustafa Asım Bey gözyaşlarıyla anlatıyor:
Akşam oluyor daha doğrusu arası uzamadan yerli Bulgar çeteleri gelip evi basıyor. Biçare ev sahibinin kendisini şehit, bir zabite nikahlı olan genç kızına tecavüz ediyorlar. .. Bir hafta kadar evvel benim şehid olduğum rivayeti Dedeağaç’a şayi olmuş bundan da iyi haber alamayan Sadberk büsbütün hüzün ve elem içinde buhranlar geçiriyor. Şakiler kadınların tezyinatlarını paralarını çıkarıp soyuyorlar Sadberk de elmaslarını ve bir kısım parasını bu mel’unlara vermiş.. Bu defa genç kadın ve kızları seçip götürmek üzere yüzlerini açıp görmeye ve beğendiklerini almaya başlamışlar.. (Sadberk Hanım) bu kalabalıktan kendini kurtarmış bahçeye inmiş fakat me’lunlar burada da musallat olmak istemişler ellerinde tuttukları lambayla yaklaştıkları zaman; ‘Kocamı harpte şehit ettiniz, evimi yağma, mücevherlerimi gasb ettiniz şimdi de ırzıma mı musallat olacaksınız?’ tehtidiyle beraber ellerindeki lambayı bir anda kaparak birinin üstüne fırlatmış, lamba kırılmış herifin üstü alev almış. Alçakları bu halde terk eden Sadberk artık akıl ve şuurdan mahrum kalarak kimsenin taakkul edemediği tavan arasına oradan da kiremitliğe çıkmış.
Üç katlı kargir bir bina, vakit yatsı mehtab, Zilhicce’nin onuncu gecesi yani kurban bayramı arifesi. … kiremitlikten aşağıdaki düşmana mütemadiyyen kiremit yağdırıyor. Artık ne zevc ne yavruları ne canı hiçbir şeyi düşünemiyor. Şuursuz bir hareket, ecelini çağırıyor. Ecel onu değil o ecelini davet ediyor. İşte o mehtabın lacivert denize aksi gibi olan tahrirli çakır gözlerden birine zalim bir kurşun giriyor onu kalbine giren kurşun takip ediyor. Sanki gökten şehadet melekleri iniyor. Allah-u Ekber! (Rıza’enlillah-el Fatiha)
Allah şehide-i merhumeyi a’la-yı illiyinde haşır etsin!
Bir çalının dibine kızı Maide’yi kurban bırakmak zorunda kalan Sadberk Hanım, 20 Kasım 1912 yılının kurban bayramının ilk günü şehit olur. (3)

Dedeağaç’a giren Bulgar ordu birlikleri çetelerin rezaletine son verip düzeni sağlar. Sadberk Hanım’ın şahadetini halk arasındaki söylentilerden öğrenen Bulgar kumandanı mahalle imamını celp ettirerek Sadberk Hanım’ın dini törenle ayrı bir yere diğer şühedanın da Palamutluk’ta bir yere gömülmesini emreder.
Zavallı Halil Efendi Sadberk Hanım’ın şehit olduğunu duyunca kimsesiz kalan çocuklarını bulur ve yanına alır fakat besleme kız o kargaşalıkta kaybolur, Balıkesir muhacirlerinden olan bu kızdan bir daha da hiç haber alınamaz.
Bulgar Ordusu, Sompa Alayı’nın da içinde bulunduğu Kırcaali Müfrezesi’nin, Gemicik açıklarında tertibat alıp Meriç’i geçmeye çalıştığını haber alınca, Gemicik mıntıkasını sarma harekatına başlar. Nehrin kıyısında bulunan birlikler yaptıkları bir sal ile her 15 dakikada ancak 50 askeri karşıya geçirebilirler. Tüm müfrezenin karşı kıyıya geçebilmesi için 2 günlük bir zamana ihtiyaç vardır (2) ve Bulgar topçusu menzile girmek üzeredir. Bulgar kuvvetlerinin karşısına iki günlük bir oyalama muharebesi yapabilecek bir birlik çıkaramayan Kırcaali müfrezesi, 28 Kasım 1912 tarihinde teslim olur. Böylece Batı Trakya’nın Müslüman halkı, zalim Bulgar ve Ermeni çetelerinin insafına kalır.
Sadberk Hanım’ın öksüz kalan yavrularını sahiplenen Halil Efendi bir ay sonra hastalanır ve artık çocuklara bakamayacağını düşünürek Osmanlı zabitanı bir baytar kolağasından yardım ister. Başka bir çare bulunamayınca sonunda bu öksüzler baytar kolağasının aracılığıyla Dedeağaç’ta bulunan Fransız görevlilerine teslim edilir. Çocukları teslim alan Fransız görevlileri burada çocuklar için çok iyi ve güvenli bir ortam sağlar ancak bunlar da çocukları Katolik olarak yetişmek amacıyla, önce isimlerini değiştirir sonra da düzenli olarak her gün sabah akşam kiliseye götürürler. Şinasi kaçıp sokakta oyuna dalıyor, Maide çok küçük olduğundan hiçbir şeyin bilincinde değil fakat 10 yaşında ve çok güzel bir kız olan Halide yaşananlardan etkilenir, yıllar sonra; ‘Allah’ımı peygamberimi unutmuyorum, onlara imanım kuvvetli fakat bir fenalık olmasın diye katlanıyorum’ der.
Neredeyse beş aydan beri hiç destek almadan Edirne’yi savunan ve şimdi dört tarafı sarılmış olan Edirne Ordusu daha fazla direnemeyerek; 26 Mart 1913 tarihinde teslim olur.
Karaağaç’ta bulunan Kd. Yzb. Asım Bey’de, 215 subay arkadaşı ile birlikte teslim olur. Edirne yakınlarındaki Timurtaş lojmanlarında üç dört günlük zorunlu ikametten sonra kendi isteği üzerine Filibe esir kampına gönderilir.
Sadberk Hanım’ın Fransız görevlilerinin himayesindeki üç çocuğu, gayet sağlıklı ve mutludur.
Başbaşa iken Sadoş’um diye hitap ettiği sevgili eşine Fericek’ten ayrılırken, ‘eğer savaşı kazanırsak seni aldıracağım’ dediği Filibe’ye şimdi bir esir olarak gelen Yzb. Mustafa Asım Bey’in artık tek isteği ailesinden güzel bir haber alabilmektir.
Sadberk Hanım’ın dilden dile yayaılan şehadetini, İzmir’e yerleşen Dedeağaç göçmenlerinden öğrenen İzmir Ahenk gazetesi isim vererek yayınlar ve bundan alıntı yaparak yayınlayan diğer gazetelerden birini okuyan Yzb. Asım Bey’in babası Cemaleddin Efendi gözyaşlarıyla yola düşer. (5)
1913 yılının Nisan başlarında bir gün Mustafa Asım Bey, Dedeağaç’tan gelen iki hemşirenin kendisini aradığını öğrenir. Bunlardan yaşlıca Başhemşire Madeline Asım Bey’e bir anne şevkatiyle; eşi Sadberk Hanım’ın Dedeağaç’ta şehid olduğunu çocuklarının ise kendi himayelerinde olup, çok iyi bakıldığını ve yakında dedelerine teslim edilmek üzere İzmir’e gönderileceğini söyleyerek, koynundan çocukların iki resmini çıkarıp gösterir.
Tıkıldığı küçücük hücrede eşinin yasını tutan ve çocuklarının geleceği için kaygılanan Yzb. Mustafa Asım Bey hatıra defterine; ‘Mukaddes vatanım elimden, sevgili zevcen koynumdan ve bütün evim, hanümanım benden ebediyyen gitmişti.’diye yazar.
Hiç olamazsa torunlarımı kurtarayım diye yola çıkan Cemaleddin Efendi, çalmadık kapı başvurmadık makam bırakmaz sonunda İzmir Redif Müfettişi Süvari Feriki Hükmü Paşa’nın ricacı olmasıyla çocuklar, Alman Konsolosluğu aracılığıyla önce İzmir’e sonra da Soma’ya getirilir.(5) O gün Soma’da adeta bir bayram yaşanır. Şinasi ve Maide yine eskiden olduğu gibi Dokuzoluk’ta oynamaya başlarlar.

Bu arada Halide, Şinasi ve Maide’nin rahip ve rahibelerle birlikte çekilmiş fotoğrafları dönemin ünlü dergilerinden olan Şehbal Mecmu’ası’nın 28 Kasım 1913 tarihli sayısında yayınlanır;

‘Yüzbaşı Asım Bey isminde bir Osmanlı zabitinin haremi olan Sadberk Hanım Dedeağaç’ta Bulgarlar tarafından şehid edilmiş ’ diye başlayan birkaç satırlık bir haber- yorum yazısının en altına da büyük harflerle; ‘Bir salibin kurbanları diğer salibin siyanetinde!’ manşeti atılmış. (6)
Yedi aylık bir esaretten sonra yurda dönen Yüzbaşı Mustafa Asım Bey; Soma’ya gelir ve çocuklarını alıp İstanbul’a yerleşir. 23 Ocak 1914 tarihinde Harbiye Taşkışla’da yeni görevine başlar. Çocuklarının çok küçük olması nedeniyle ikinci kez evlenir; ‘Cismen bir ikinci kadına ait oluyor fakat ruhen ve kalben daima ve daima O ve daima Sadberk gözümün önünde tecessüm ediyordu.’ diye yazar. İkinci evliliğinden çocuğu olmaz.

Birinci Dünya savaşı ardından Kurtuluş Savaşı’na katılır, cumhuriyetin ilanından sonra yurdun bir çok yerinde görev yaptıktan sonra Miralay (Albay) rütbesinde iken emekli olarak önce Balıkesir sonrada Bandırmaya yerleşir.
Eşini ve kızını kaybetmenin acısını yaşayan ve her gün namazlarında onların ruhunu şad etmek için Allah’a yalvarıp hatm-i şerif eden Mustafa Asım Bey artık hatıralarına kapanır. Günü gününe tuttuğu ilk hatıratı Balkan harbinde mahvolunca 1934 yılında yine Osmanlı alfabesiyle geriye dönük olarak tekrar yazmaya başlar fakat kendisinin de dediği gibi zaman ve zemin değiştiğinden, çok zorlanır. İçinde acı dolu hatıraların yazılı olduğu bu deftere Kara Kitap adını verir. Başlangıç-Mukaddema yazısını ‘evladıma son bir hatıra olur ümidiyle inayet-i Allah’u teala yazmaya başladım, tevfik Allah’tandır, temennisiyle bitirir ve hem Cumhuriyet hem de Osmanlı alfabesiyle şeyh sülalesinden geldiği için, Esseyid Mustafa Asım Somavi imzasını atar.

Emekli Albay Mustafa Asım Tayşi ; ‘Evradımda, ezkarımda, kalbimde lisanımda her gün her an o yaşayacaktır’ dediği eşi Sadberk Hanım’a nihayet 7 Şubat 1967 tarihinde kavuşur. Kabri Bandırma mezarlığındadır. Mekanları cennet olsun.

Şehide Sadberk Hanım ile Emekli Albay Mustafa Asım Tayşi’nin çocuklarından;
Dünyalar güzeli Halide; maalesef yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak çok genç yaşta Soma’da vefat eder.
Şinası Bey; Akhisarlı Ayşe Muzaffer Özgerçek Hanımefendi ile evlenir ve bu evlilikten Birol, Erol, Halil Erol, Mustafa Şenol, Neşe ve Sevgi dünyaya gelir. 1974 yılında vefat eder, kabri Akhisar mezarlığındadır.

Maide Hanım ise Soma’da Foto Yerce olarak bilinen Emin Yerce ile evlenir ve bu evlilikten; Güner, Yurdaer ve Özer dünyaya gelir. 1987 yılında Soma’da vefat eder. Kabri Soma Çaltılık mezarlığındadır.

Mustafa Asım Bey’in kardeşi Ahmed ve Esad ile amca çocukları Mehmed ve Hafız Halil Efendi’ler ise Soma Taburu ile birlikte Kırcaali Müfrezesi teslim olmadan bir gün önce 27 Kasım 1912 tarihinde, Meriç nehrini geçmeyi başararak Keşan üzerinden Gelibolu’daki Türk kuvvetlerine katılmak amacıyla hareket eder. Binbaşı Nasuhi Komuatasındaki Soma Taburu, kararlı bir yürüyüşle önce önüne çıkan Bulgar ordu birliklerini sonrada Ermeni ve Bulgar çetelerini püskürterek 30 Kasım 1912 tarihinde Bolayır’daki Trabzon Redif Tümeni emrine girer (2) ve Balkan Harbinde esir düşmeyen birkaç taburdan biri olarak Balkan Harbi tarihine geçer. Bu taburda görevli Somalı askerlerin bir çoğu 1915’te Çanakkale Cephesi’nde, 1919’da da Soma-Cinge Cephesi’nde savaşır. Bunlardan 1296 tevellütlü Ahmed Tayşi, 1915 yılında Çanakkale Conkbayırı mevkisinde şehit olur.


Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarak Türk halkını onuru ve şerefiyle özgürce yaşayabileceği bir vatan bırakan Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları başta olmak üzere tüm şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun. Cenab-ı Allah kimseye böyle acılar yaşatmasın. Devletimiz daim milletimiz ka’im olsun.

Bu Cumartesi günü Hicri takvime göre Zilhicce’nin 10’uncu, kurban bayramının birinci günü yani Sadberk Hanım’ın şehadet yıldönümü, onunda ruhuna bir fatiha okunmasına vesile olmak amacıyla hızlı bir şekilde yayına yetiştirmeye çalıştığımız bu yazıda emeği geçen herkese teşekkür eder, Halil Erol Tayşi Beyefendi’ye ve eşi Kadriye Tayşi Hanımefendi’ye de şükranlarımı sunarım
Namusu uğruna şehid olan Sadberk Hanım’ın adının Soma’da bir okula verilmesi dileğiyle.. Bayramınız mübarek olsun

 


Kaynakça ve Açıklamalar:
1. Mustafa Asım TAYŞİ, Kara Kitap Yayınlanmamış Hatırat
2. Balkan Harbi 1912-13 Genkur. Basımevi 1980. msb.gov.tr Balkan Harbi Serisi: Soma Redif Alayı’nın harekatı ile ilgili tüm bilgiler bu kaynaktan alıntılanmıştır.
3. Sadberk Hanım yola çıktığı Ferecik’ten şehit olduğu Dedeağaç’a kadar, üç çocuğu ile beraber yaklaşık 12 km. yol yürümüştür.
4. Tüm çabalarımıza rağmen Ahenk gazetesinin bu nüshasını bulamadık
5. Asım Bey’in hatıratında Fransız kelimesinden sonraki kelime okunamadığından, ‘görevli’ kelimesi tarafımızdan eklenmiştir.Yaklaşık 5 ay Fransız görevlilerin himayesinde kalan çocuklar, tahminen 26/27 Nisan 1913 tarihinde Soma’ya getirilmiştir.
6. Bir Hristiyan’ın kurbanları diğer Hristiyanın korumasında.

 

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 4 Yorum
  1. FUAT SÖYLER dedi ki:

    BAŞTAN SONA 2 KERE OKUDUM.TAM ROMAN OLACAK,HATTA FİLMİ ÇEKİLECEK BİR YAŞAM HİKAYESİ.MUHTEŞEM.RUHLARI ŞAD OLSUN.

    1. Halis ADIBELLİ dedi ki:

      Teşekkürler Fuat Bey!

  2. HASAN YÖRÜK dedi ki:

    EMEĞİNİZE SAĞLIK HALİS HOCAM.MUAZZAM BİR ÇALIŞMA OLMUŞ.HAKKINIZ ÖDENMEZ

    1. Halis ADIBELLİ dedi ki:

      Sağol Hasan Bey!