İş Kazası Sonucu Tazminatın Belirlenmesinde Esaslar ve Emsal Ücret Araştırmasının Önemi

Yayınlama: 10.03.2025
112
A+
A-

İş kazası sonucu işçinin uğramış olduğu bedensel zararlar nedeni ile talep edeceği tazminata

ilişkin olarak hukukumuzda açık bir düzenleme bulunmamakta ancak iş kazası ve meslek

hastalığından doğan maddi tazminatta ve zararla sonuçlanan tüm sorumluluk hallerinde

Borçlar Kanunu’nun 49. Maddesi uygulanmaktadır. İşçi meydana gelen kaza sonucunda

kazanç kaybına uğramaktadır. Bu kazanç kaybının tazminatla karşılanması gerekmektedir.

Tazminata ilişkin hesap çoğunlukla Yargıtay kararları ile saptanmaktadır. Manevi tazminatın

belirlenmesinde bazı esaslar bulunmaktadır.

1- Maluliyet oranı

İş kazasından doğan tazminatın tespit edilebilmesi için öncelikle maluliyet oranının

belirlenmesi gerekmektedir. Böylece kişi tam iş görebilir durumda iken maluliyet sonrası

kazancının ne oranda azalmış olabileceği ortaya çıkacaktır. Çalışma gücü ve meslekte

kazanma gücü kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliği maluliyetin belirlenmesindeki esasları

içermektedir.

2- Yaşam süresinin belirlenmesi

Talep edilecek tazminat miktarının işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve

pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluştuğu yönü de söz götürmez. Yani

işçinin muhtemel yaşam süresinin de hesaplanmış olması gerekmektedir. Yargıtay’ın

yerleşmiş içtihatlarında işçinin iş görebilme çağı kural olarak 60 yaş olarak kabul

edilmiştir. Hukukumuzda işçinin muhtemel yaşam süresi Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına

göre PMF-1931 yaşam tablosuna göre tespit edilmelidir.

3- Ücretin belirlenmesi

Maddi tazminat, işçinin kazanın meydana geldiği tarihten yaşamının sonuna kadar maluliyeti

sebebi ile yoksun kalacağı kazançlar üzerinden hesaplanması gereken bir tazminattır. Bu

sebeple işçinin kaza meydana gelmeden önce elde ettiği ücretler önem arz etmektedir. Yani

işçi bu süre içerisinde kaza meydana gelmese idi, elde edebileceği ücretin belirlenmesi

zorunludur. Maddi zararın hesabında kazaya maruz kalan işçinin gerçek ücreti esas

alınmalıdır. Gerçek ücretin ise sigortalı işçinin imzası bulunan iş yeri kayıtlarından

saptanacağı, iş yeri kayıtlarının bulunmaması veya gerçek durumu dikkate alınarak, emsal işi

yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği Yargıtay Kararları’nda

da sabittir.

Bu noktada gerçek ücretin belirlenmesi işverenin düzenlediği, işçinin imzaladığı ücret

bordroları ya da yine işverence düzenlenen sigorta prim bordroları, hesap defterleri söz

konusu ücretlerin miktarları konusunda bilgi edinmek için işlev görmektedir. Yargıtay’a göre

işçinin zararının belirlenmesinde ücret bordrolarında belirlenen ve itiraza uğramayan ücretler

esas alınmalıdır. Yargıtay, ücret tespitinde kullanılması gerekenin imzalı ücret bordrosu

olmasının gerektiğini belirtmenin yanında bazı durumlarda imzalı bordroya dahi ihtiyatla

yaklaşmaktadır. Zira bilindiği üzere bazı işverenlerin sigorta primlerini düşük tutma kaygısı

ile ödedikleri ücretin altında beyanda bulunduğundan ücretin tespiti ücret ve sigorta primbordrolarından sağlıklı şekilde tespit edilememektedir. Çoğu çalışanın sigorta prim

bordrosunda asgari ücretle çalışıyormuş gibi beyan ettiği görülmektedir. Bu gibi durumlarda

da Yargıtay gerçek ücrete ulaşılmasını gerekli görmektedir. Bunun için işlevsel bir diğer

yöntem de emsal işçi ücretini esas almaktır. İşçinin kıdemi, yaptığı işin özelliği ve niteliğine

göre ödenmesi gereken ücretin emsal ücret araştırması yapılarak, meslek odalarına yazı

yazılarak tespit edilmesi gerekmektedir.

4- Tarafların Kusur Durumunun Tazminata Etkisi

İşçi veya yakınlarının talep edebileceği maddi tazminatın hesaplanabilmesi için öncelikle

işverenin kazanın meydana gelmesindeki kusur oranı tespit edilmelidir. Bu tespit uygulamada

dava dosyası kapsamında belirlenecek bilirkişi raporu ile yapılmaktadır. Yargıtay’a göre

geniş anlamı ile sorumluluk kavramı bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme

yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin

zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi yükümlülüğünü içermektedir.

İşyerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle hukuki sorumluluğunun niteliği Yargıtay’ın

önceki kararlarında da benimsediği görüşe göre kusura dayanmaktadır. İş yerinde meydana

gelen iş kazalarından dolayı işverenin hukuki sorumluluğuna gidilebilmesi için, işverenin

kusurlu olması gerekir. Bu nedenle, iş kazalarında hukuki sorumluluk kusura dayalı bir

sorumluluktur. Yargıtay bu konuda şu anlatıma yer vermiştir; ‘’Yapılacak ilk yargı işlemi,

mevcut hükümlere göre alınacak tedbirlerin neler olduğunun tespiti işidir. Mevzuata göre

belirlenmemiş fakat alınması gerekli başkaca tedbirler var ise bunların da tespiti

gereklidir. İşverenin gerekli tedbirleri alıp almadığı, gerekli tedbirlerin alınmadığı durumda

zararın bu tedbirsizlikten doğup doğmadığı gibi noktalar kusurun belirlenmesinde önemlidir.

Bunun yanında iş kazalarında işçinin de kusuru, ihmali, dikkatsizliği ve tedbirsizliği söz

konusu olabilecektir. Bu durumda kusur paylaştırılacaktır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.